Projelere geri dön

Gülhane Parkı Anıt Tasarımı - 1

Gülhane Parkı Anıt Tasarımı

Proje Künyesi

TASARIM

Fi Design Office + Kübra Gider + Burak Irmak

YAPI

İstanbul Senin, Yeşil Alanlarda Sanat Yapıtı Yarışması

İŞVEREN

İBB Park Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi

KONUM

İstanbul

ALAN

40 m²

YIL

2022

Açıklama

İstanbul’un tarihsel ve kültürel açıdan en önemli kamusal alanlarından biri olan Gülhane Parkı için geliştirilen bu anıt tasarımı, kamusal mekân, sanat, hareket ve hafıza arasındaki ilişkiyi çağdaş bir tasarım yaklaşımıyla yeniden yorumlamaktadır. İBB Park Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi tarafından düzenlenen “İstanbul Senin, Yeşil Alanlarda Sanat Yapıtı Yarışması” kapsamında 2022 yılında hazırlanan proje, yaklaşık 40 m²’lik bir alanda kurgulanmıştır. Fi Design Office, Kübra Gider ve Burak Irmak ortaklığında geliştirilen Gülhane Parkı anıt tasarımı, parkın tarihsel katmanlarına yeni bir iz eklerken mevcut doğal çevreyle güçlü ve dengeli bir ilişki kurmayı amaçlamıştır.

Projenin çıkış noktasını ortak bir yaşamı, inancı ve kaderi paylaşan iki insanın birlikte anılması fikri oluşturmuştur. Bu düşünce doğrultusunda anıt, yalnızca belirli bir noktadan algılanan sabit bir obje olarak değil, ziyaretçinin hareketiyle birlikte değişen ve hikâyesini zaman içerisinde aktaran bir kentsel sanat yapıtı tasarımı olarak ele alınmıştır. Gülhane Parkı’nın tarihsel derinliği, doğal peyzajı ve kamusal kullanım biçimleri değerlendirilerek yapıtın bulunduğu çevre içerisinde güçlü ancak baskın olmayan bir varlık göstermesi hedeflenmiştir.

Gülhane Parkı sanat yapıtı tasarımı geliştirilirken parkın mevcut kimliğine yabancı, anıtsal ölçeğiyle çevresini domine eden bir nesne oluşturmak yerine, peyzaj içerisinde zaman zaman görünür olan, farklı perspektiflerden değişen ve ziyaretçiyi keşfetmeye yönlendiren bir kurgu benimsenmiştir. Böylece yapıtın doğal çevre içerisinde kaybolması ile belirli bakış noktalarında yeniden görünür hâle gelmesi arasında kontrollü bir ilişki kurulmuştur.

Projenin kavramsal altyapısında erken dönem animasyon teknolojilerinden biri olan zoetrope temel referans olarak kullanılmıştır. Yunancada “yaşam” anlamına gelen “zoe” ve “dönüş” anlamına gelen “tropos” sözcüklerinden türeyen zoetrope, ardışık görüntülerin hareket aracılığıyla kesintisiz bir anlatıya dönüşmesini sağlayan en erken görsel hikâye anlatım tekniklerinden biridir. Bu prensip, zoetrope anıt tasarımı kapsamında mimari ölçekte yeniden yorumlanarak kamusal alanda deneyimlenebilen üç boyutlu bir sanat yapıtına dönüştürülmüştür.

Geleneksel zoetrope sisteminde bir silindirin iç yüzeyine yerleştirilen ardışık görüntüler, belirli aralıklardan bakıldığında hareket yanılsaması oluşturmaktadır. Hazırlanan yapıt tasarım projesi kapsamında bu temel prensip farklı bir ölçek ve perspektifle ele alınmıştır. Ziyaretçinin yapıtın çevresinde gerçekleştirdiği dairesel hareket, tasarımın algılanmasının temel araçlarından biri hâline getirilmiştir. Böylece hareket eden mekanik bir nesne yerine, hareket eden kullanıcının farklı bakış noktalarından elde ettiği görüntüler aracılığıyla hikâyenin tamamlanması hedeflenmiştir.

Bu yaklaşım sayesinde anıt tasarımı, yalnızca görsel olarak izlenen statik bir obje olmaktan çıkarılarak ziyaretçinin fiziksel olarak katıldığı bir deneyime dönüştürülmüştür. Kullanıcı yapıtın çevresinde hareket ettikçe farklı imgeler ve perspektiflerle karşılaşmakta; tekil görüntüler ziyaretçinin zihninde birleşerek süreklilik gösteren bir anlatı oluşturmaktadır. Bu anlamda hareket, perspektif ve zaman kavramları tasarımın fiziksel biçimi kadar önemli bileşenleri hâline gelmiştir.

Proje kapsamında geliştirilen yapıt tasarımı, Gülhane Parkı’nın güçlü peyzaj karakteriyle birlikte değerlendirilmiştir. Yapıtın konumu, ziyaretçi hareketleri, yaklaşma yönleri ve farklı bakış açıları tasarım sürecinin önemli parametrelerini oluşturmuştur. Park içerisinde bağımsız ve çevresinden kopuk bir sanat objesi oluşturmak yerine, mevcut yürüyüş güzergâhları ve peyzaj deneyimiyle ilişki kuran bir yerleşim yaklaşımı benimsenmiştir. Bu yönüyle çalışma aynı zamanda sanat yapıtının çevresiyle kurduğu ilişkiyi değerlendiren bir peyzaj projesi niteliği taşımaktadır.

Kamusal alanda gerçekleştirilen anıt projeleri, bulundukları çevrenin tarihsel ve toplumsal hafızasıyla doğrudan ilişki kurmaktadır. Gülhane Parkı gibi İstanbul’un farklı dönemlerine tanıklık etmiş güçlü bir tarihsel çevrede ise yeni bir sanat yapıtının mevcut katmanlarla kuracağı ilişki daha da önemli hâle gelmektedir. Bu nedenle projede tarihsel çevreyi taklit eden biçimsel bir yaklaşım yerine, geçmiş ve bugün arasında soyut bir ilişki kurabilecek çağdaş bir tasarım dili geliştirilmiştir.

Projenin ölçeği ve biçimsel dili de bu düşünce doğrultusunda şekillendirilmiştir. Yapıtın ziyaretçiyle göz hizasında ve insan ölçeğinde ilişki kurmasına önem verilmiş; izleyicinin yalnızca uzaktan baktığı bir anıt yerine çevresinde dolaştığı, farklı açılardan gözlemlediği ve anlatıyı kendi hareketi aracılığıyla keşfettiği bir deneyim oluşturulmuştur. Böylece anıt tasarımları içerisinde kullanıcı hareketini doğrudan tasarımın bir parçası hâline getiren alternatif bir yaklaşım geliştirilmiştir.

İBB Park Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi’nin yarışması için hazırlanan proje, kamusal açık alanlarda sanat yapıtlarının peyzajla nasıl bütünleşebileceğine ilişkin deneysel bir öneri ortaya koymaktadır. Yapıtın fiziksel varlığı kadar çevresinde oluşturduğu hareket, perspektif ve algı değişimleri de tasarımın bir parçası olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle proje, klasik anlamdaki anıt anlayışı ile çağdaş kamusal sanat pratikleri arasında konumlanan bir tasarım yaklaşımına sahiptir.

Fi Design Office tarafından Kübra Gider ve Burak Irmak ile birlikte geliştirilen Gülhane Parkı anıt tasarımı, tarihsel hafızayı doğrudan temsil eden figüratif bir anlatım yerine, hikâyeyi hareket ve algı üzerinden aktaran soyut bir tasarım dili önermektedir. Zoetrope prensibinin mimari ve kentsel ölçekte yeniden yorumlanması sayesinde ziyaretçinin yapıtla kurduğu ilişki tasarımın ayrılmaz bir parçası hâline getirilmiştir.

Sonuç olarak geliştirilen zoetrope anıt tasarımı, geçmişin en temel hareketli görüntü tekniklerinden birini çağdaş bir kentsel sanat yapıtı tasarımı içerisinde yeniden yorumlamaktadır. Gülhane Parkı’nın tarihsel ve doğal katmanları arasına yerleşen proje; hareket, hafıza, zaman ve perspektif kavramlarını tek bir tasarım düşüncesinde bir araya getirmektedir. Hazırlanan yapıt tasarım projesi, geleneksel anıt anlayışının ötesine geçerek ziyaretçinin hareketiyle anlam kazanan, peyzajla bütünleşen ve farklı bakış noktalarında yeniden keşfedilen deneyimsel bir kamusal sanat yapıtı önermektedir.

Teklif Alın